4. TEZAHÜR ETTİRME

Okültizme geçmeden önce, yukarıda aktarmaya çalıştığım bilgiler ışığında, genellikle “çekim yasası” denerek yanlış kullanılan “tezahür ettirme (görünür hale getirme, ortaya çıkartma)” hakkında da kısa bir bilgi vermek ve bazı teknikler açıklamak istiyorum.

Yüzyıllardır insan beyni üzerinde çalışan bilim adamları beyin anatomisinin en ince detayına kadar ulaşmalarına rağmen henüz düşüncenin nerede, nasıl oluştuğunu ya da nereden geldiğini saptayamamışlardır ve büyük bir olasılıkla da asla saptayamayacaklardır. Çünkü düşüncenin oluştuğu yer beyin olmadığı gibi geldiği yer de beyin değil, her şeyin tezahür ettiği birleşik zihin alanıdır. Evrensel Zihin/Kozmik Zihin olarak da adlandırılan bu birleşik alan, aslında tanrısal özün kendisi olan tüm yüksek benliklerin bir arada olduğu alandır ve biz hepimiz bu alanın uzantılarıyız. Yani, bizim düşüncelerimiz, tanrısal öz olan yüksek benliklerimizin düşünceleridir. Ancak bu düşünceler maddesel beyine gelirken ya da beyinden yayılırken gerek içinde bulunduğumuz boyut ve gezegenle olan karmik bağlar, gerekse geçmişten taşıdığımız negatif karmik tortular nedeniyle negatifleşerek düzgün, tam ve net olarak tezahür etmeyebilir.

Zaman zaman kendi kendine sorduğundan emin olduğum, “Neden sıkıntı içindeyim, neden endişe ve mutsuzluk yaşıyorum?” sorusunun nedeni de budur. Aslında yanıt çok basit… Yukarıda Karma/Dharma bölümünde de açıkladığım gibi şu an yaşadıkların geçmişte bir noktada istediğin ya da davet ettiğin şeyler. Dolayısıyla, ne zaman endişelenip kaygı duyuyorsan, endişelenip kaygı duymana neden olan olayların daha fazlasını istiyor, davet ediyorsun demektir. Şimdi düşün, “Neden sıkıntı içindeyim, neden endişe ve mutsuzluk yaşıyorum?” sorusu mu, “Taşıdığım negatif düşüncelerin ve bana egemen olan negatif güçlerin üstesinden gelmeyi seçiyorum” tümcesi mi sorunlarını çözmede sana yardımcı olacaktır?

Almak için önce istemeli, isteğini ve niyetini de net, açık ve belirgin olarak ortaya koymalısın. İnsanın aklından aynı anda binlerce düşünce geçer ve genellikle de pek çok düşüncesi birbiriyle çelişir, çatışır. Örneğin borçlarını ödemek için belli miktar bir paraya gereksinimin olduğunu düşünürken aynı anda da bir ev almayı, bir lüks araba sahibi olmayı, seyahate çıkmayı düşünürsün. Peki, Evren hangi isteğini yerine getirsin? Tabi ki bu düşüncelerinin hiç birisi gerçekleşmeyecektir. Yüksek benliğine, dolayısıyla birleşik zihin alanına göndereceğin isteğin, düşüncen açık, net ve belirgin olmalıdır ki orada tezahür ettirilerek sana ulaştırılsın. Bunun gerçekleşmesi için dikkat etmen ve yapman gerekenlerse şunlardır:

(1)         Asla endişelenme, yaptığının doğruluğuna ve niyetinin gerçekleşeceğine inan. En ufak bir kuşku duyduğunda şu tümceyi değiştirmeden bire bir yedi kez tekrarla:

                   “İçimdeki yaşam ayrılmaz bir şekilde, var olan bütün yaşamla, maddesel benliğim de yüksek benliğimle bağlıdır ve bunlar bütünüyle benim kişisel gelişimime adanmıştır.”

(2)     Her gün sabah güneş doğmadan ve akşam yatmadan önce 15 dakika meditasyon yap. Bu meditasyonda sadece nefes alıp vermene odaklan. Zihnin başka yerlere kayarsa dikkatini tekrar nefesine topla. Bu yöntem üst benliğinle dolayısıyla birleşik zihin alanıyla bağlantı kurmanı sağlar, enerjini tazeler arzularının tezahür etme hızını arttırır.

(3)     Aklına geldiğinde seni gülümseten, mutluluk ve huzur veren, sana kendini iyi hissettiren şeylerin bir listesini yap. Gün içinde sık sık, her fırsatta bu listeye bak ve en az 17 saniye bu listedeki olaylardan birine ya da birkaçına yoğunlaş ve o olayın gerçekleştiği anı yeniden yaşa. Bu ve aşağıda (4)ncü bentte söyleyeceklerim yüksek benliğin dolayısıyla birleşik zihin alanıyla irtibat kurma beceri ve yeteneğini geliştirecektir.

(4)     Gün içerisinde birkaç kez kendine üç dakika ayır. Bu üçer dakikalık sürelerde var olan sorunlarınla bağlantını kes ve elde etmeyi, ulaşmayı arzuladığın şeyleri zihninde canlandırarak odaklan. Bunlara gerçekten ulaştığında neler hissedeceksen onları hissetmeye çalış, hisset ve “Teşekkür ederim. Lütfen bunların ya da daha iyilerinin benim ve ilgili herkesin en yüksek iyiliğine olacak şekilde gerçekleşmesini sağla. Teşekkür ederim, teşekkür ederim, teşekkür ederim” diyerek bitir.

         (5)     Bir Pazar günü küçük bir kutu hazırla. Kutuyu aynı gece güneş tamamen batıp ay ışığı aydınlatmaya başladığında dışarıya bırak. Pazartesi sabah gün ışımadan al. Kutuyu muhafaza edeceğin odaya geç, bağdaş kurarak dik bir şekilde otur. Yüzünün bakacağı istikamet için düşünme. İçinden hangi yöne doğru oturmak geliyorsa o yöne doğru otur. Kutuyu iki elinin arasında tut ve aşağıdaki tümceyi değiştirmeden bire bir yedi kez tekrarlayarak yüksek benliğinle anlaşma yap:

         “Aradığım şey beni arıyor. Bana nasıl geleceği konusunda onu serbest bırakıyor ve kalbimin arzusu üzerine odaklanıyorum. Yüksek benliğim onun nasıl gerçekleşeceğini biliyor. Ben sadece gevşiyor ve olmasına izin veriyorum. Arzumun gerçekleşmesi için gereken her şey sevgi ve uyumla bana kendiliğinden geliyor. Bunu ya da daha iyisini kabul ediyorum. Ben hazırım, alıcıyım ve müteşekkirim ve öyle olsun.”

         (6)     Aynı günün gecesi (Pazartesi) yatmadan önce kutunun bulunduğu odaya git. Bir mum yak. Daha önceden hazırladığın, niyetlerini yazacağın kâğıtlar ve bir kalem yanında olsun. Yukarıda belirttiğim şekilde otur. Kutu ellerinin arasındayken bir kez değiştirmeden bire bir aşağıdaki tümceyi söyle:

                   “İçimdeki yaşam ayrılmaz bir şekilde, var olan bütün yaşamla, maddesel benliğim de yüksek benliğimle bağlıdır ve bunlar bütünüyle benim kişisel gelişimime adanmıştır. Aradığım şey beni arıyor. Bana nasıl geleceği konusunda onu serbest bırakıyor ve kalbimin arzusu üzerine odaklanıyorum. Yüksek benliğim onun nasıl gerçekleşeceğini biliyor. Ben sadece gevşiyor ve olmasına izin veriyorum. Arzumun gerçekleşmesi için gereken her şey sevgi ve uyumla bana kendiliğinden geliyor. Bunu ya da daha iyisini kabul ediyorum. Ben hazırım, alıcıyım ve müteşekkirim ve öyle olsun.”

                   Kutunun kapağını aç ve yere bırak. Kâğıtları al ve her bir kâğıda bir tane olmak üzere dileklerini yaz.

                   Örnek:

-    Borçlarımı ödemek üzere yüz bin TL tezahür ettirmeye niyet ettim. Bunu ya da daha iyisini kabul ediyorum.

-    2010 model yeni bir Mercedes C320 CDI 4MATIC Sedan araba tezahür ettirmeye niyet ettim. Bunu ya da daha iyisini kabul ediyorum.

-    4 oda 1 salon, kullanım alanı 300 metre kare, 500 metre kare bahçe içerisinde tek katlı müstakil bir ev tezahür ettirmeye niyet ettim. Bunu ya da daha iyisini kabul ediyorum.

                   Niyetini yazdığın her kâğıdı kutunun içine at. Niyetlerin bittiğinde ayrı bir kâğıda şu tümceyi değiştirmeden bire bir yaz ve kutunun içine at:

                   “Lütfen bunların ya da daha iyilerinin benim ve ilgili herkesin en yüksek iyiliğine olacak şekilde gerçekleşmesini sağla. Teşekkür ederim, teşekkür ederim, teşekkür ederim.”

                   Kutunun kapağını kapat ve bir kez değiştirmeden bire bir aşağıdaki tümceyi söyle:

                   “İçimdeki yaşam ayrılmaz bir şekilde, var olan bütün yaşamla, maddesel benliğim de yüksek benliğimle bağlıdır ve bunlar bütünüyle benim kişisel gelişimime adanmıştır. Aradığım şey beni arıyor. Bana nasıl geleceği konusunda onu serbest bırakıyor ve kalbimin arzusu üzerine odaklanıyorum. Yüksek benliğim onun nasıl gerçekleşeceğini biliyor. Ben sadece gevşiyor ve olmasına izin veriyorum. Arzumun gerçekleşmesi için gereken her şey sevgi ve uyumla bana kendiliğinden geliyor. Bunu ya da daha iyisini kabul ediyorum. Ben hazırım, alıcıyım ve müteşekkirim ve öyle olsun.”

         (7)     Yukarıda (6)ncı bentte anlatılanları aynen ve niyetlerini değiştirmeden Salı, Çarşamba, Perşembe günleri sabah gün doğmadan, akşam yatmadan önce olmak üzere altı kez daha tekrarla.

         (8)     Cuma sabahı gün doğmadan kalk. (6)ncı bentteki tümceyi söyleyerek kutuyu aç ve kutudaki kâğıtları toplayıp madeni bir tasın içine koyarak kül haline gelinceye kadar yak. Tası alarak dışarı çık. Yakınlarda akarsu ya da deniz varsa külleri oraya savurtarak dök. Akarsu ya da deniz yoksa bahçende ya da balkonundan tası havaya doğru sallayarak külleri savurt. İçeri gir, tası yıka ve kutunun olduğu odaya geçerek kapağını kapat ve (6)ncı bentteki tümceyi tekrarla. Kutuyu kaldır.

         (9)     Yeni niyetlerin varsa yukarıdaki işlemleri (5)nci bentten başlayarak tekrarlamak zorundasın.

         Tezahür ettirmenin bir diğer unsuru da onaylamadır. Onaylama, bir tür emir olup gerçekleşmesini arzu ettiğin şeyleri bilinçli zihinden bilinçaltı zihine geçirmek ve doğru olduğuna bilinçaltı zihnini inandırmaktır. Bunu yaparken aşağıda yazdığım dört hususu unutmamalısın. Burada dikkat edecğin şey bu dört hususun ayrı maddeler değil içiçe geçmiş tek bir madde olduğudur.

         (1)     Bilinçaltı zihin kanıt arar. Bu nedenle onaylama bilinçaltı zihni kesinlikle inandırmalıdır.

                   Pek çok kişi gibi seninde borcun vardır ve ne zaman para harcamak istersen aklına borçların, sıkıntıların gelir, yeni bir harcama yapma lüksün olmadığını düşünürsün. Bu da sende bir acı yaratır. İşte seni fakir ya da zengin yapan paraya iliştirdiğin bu duygudur. Şimdi sana önerim şu: Bir daha ki sefer para harcamaya çıktığında, içinde paranın ve kredi kartının olduğu cüzdanını ellerinin arasında tut ve üç kez “her zaman harcadığımdan daha fazla param olduğunu hissetmeyi seçiyorum” tümcesini tekrarla. Eğer o harcamayı yaptıktan sonra cüzdanında bir miktar para kalacaksa ya da kredi kartının limiti sıfırlanmayacaksa bilinçaltı zihnin üç kez tekrarladığın olumlamayı doğru olarak algılayıp kabul edecek ve o yönde faaliyet gösterecektir.

         (2)     Onaylama duyguları tetiklemelidir.

         Bilinçaltı zihinin seninle sözcüklerle değil duygu ve düşüncelerin yoluyla iletişim kurar. Onaylamayı bilinçaltı zihnine aktarırken, o onaylama gerçek olsa hangi duygular içinde olurdun onu hisset ve o durumu gerçekleşmiş gibi gözünde canlandır. Yukarıdaki örneği ele alacak olursak, “her zaman harcadığımdan daha fazla param olduğunu hissetmeyi seçiyorum” tümcesini söylerken gerçekten her zaman harcadığından daha fazla paran olduğunu düşün ve gerçek olsa kendini nasıl rahat ve neşeli hissedeceksen öyle hisset ve bu durumu gözünde canlandır.

         (3)     Onaylama kesinlikle olumlu, şimdiki zamanda ve kişisel olmalıdır.

         Yukarıda verdiğim örnek tümceye dikkat edersen bu üç husus aynen mevcuttur. Şimdi bu üç unsuru içermeyen örneklerle bilinçaltının nasıl algıladığını göstermeye çalışacağım.

Zayıflamak için bilinçaltına göndereceğin onaylama “Ben şişman değilim” şeklinde olursa, bilinçaltı zihnin öncelikle “şişman”ın anlamını düşünecek bu da doğrudan şişmanlığa götürecektir. Hâlbuki “Ben atletik bir bedene sahip olmayı seçiyorum” deyip bunu imgeleyerek onaylama yapsaydın bilinçaltı zihnin derhal bedenini o şekle sokmak için birleşik zihin alanı dolayısıyla, yüksek benliğinle temasa geçerek arzunu tezahür ettirmeye başlayacaktı.

Bir ev sahibi olmak için “Benim güzel bir evim var” dersen, istediğin kadar gözünde canlandır binçaltı zihnini inandıramazsın. Ama “Güzel bir ev sahibi olmayı seçiyorum” tümcesi bilinçaltı zihnini derhal eyleme geçirecektir.

Eş ve çocukların tarafından sevilmek için “Eşim ve çocuklarım beni seviyor” dersen bilinçaltı zihnin bunu kabul etmeyecektir. Bilinçaltı zihnin sadece senin için çalışır. Başkaları üzerinde hiçbir kontrolü yoktur. Bu nedenle “Eşim ve çocuklarımın beni gerçekten sevdiğini hissetmeyi seçiyorum” tümcesi daha gerçekci ve sadece senin duygularının kontrolünde olduğu için bu onaylamayı tezahür ettirmek için bilinçaltı zihnin derhal eyleme geçecektir.

         (4)     Kişisel gelişim onaylamaları kesinlikle oranlamalı olmalıdır. Örneğin “Ben kendime güveniyorum” dediğinde bilinçaltı zihnin senin yeterince kendine güvendiğini düşünür. Çünkü senin kendine ne kadar güveneceğinin sınırı yoktur. Bu nedenle daha fazla bir şey yapmaya gerek duymaz. İyi bir onaylamaysa “gittikçe kendime daha fazla güvenli olmayı seçiyorum” demektir.

İnsanlar genelde istediklerinin para ya da ilişki olduğunu düşünürler. Aslında istedikleri şey mutluluktur. Zenginlik, ilişkiler, sağlık, vs. mutlu olmanın ödülleridir. Mutluluk, evrenle uyum içinde olmanın titreşimsel durumudur ve bildiğin gibi benzer titreşim frekansları birbirini çeker. Öyleyse mutluluk titreşimi daha fazla zenginlik, daha iyi ilişkiler ve daha iyi bir sağlığa sahip olmanı sağlar. Bunlarda hayatına daha fazla mutluluk katar, çünkü onlar mutlulukla aynı titreşimdedir. Eğer paranın peşinden koşarsan ona sahip olman çok uzun sürebilir. Ama mutluluğun peşinden koşarsan para sana akar. Aynı şey sağlık ve ilişkiler içinde uygulanabilir.

Mutluluğa ulaşmanın kolay yolu var mıdır? Evet. Bunun tek yolu kendine şu soruyu sormaktır: “Nasıl yararlı olabilirim?”

Bana göre bu üç sözcük sonsuz mutluluğun anahtarıdır. Ben yazmayı severim. Bir yazıyı bitirdiğimde bütün bedenimde pozitif enerji akışı olur. Önceleri şaşırırdım bu yazıyı nasıl yazdım diye. Sonra fark ettim. Sır o üç sözcükteydi: “Nasıl yararlı olabilirim?” Çünkü ben bir konuyla ilgili bir yazıya başlamadn önce kendime hep “nasıl yararlı olabilirim?” diye soruyordum ve fikirler şaşırtıcı bir şekilde aklıma geliyor ve ben sadece yazıyordum. Bu işlemin nasıl çalıştığını baştan anlamamıştım. Sonra farkına vardım ki yazdıklarım benim birikimim değil, birleşik zihin alanından ve benim yüksek bilincimden gelen bilgilerdi ve ben sadece kanal oluyordum. Çünkü burada olmamın nedeni buydu: Yararlı olmak. Bu herkes için böyledir ve bu tekâmülün sırlarından birisi, belki de ilkidir. Bu farkındalığa ulaştığında kendini tam hissedersin.

Tekâmül için yeniden bedenlenmek araç, yararlı olmak ve hizmet etmekse amaçtır. Kendin için mutluluk arıyorsan senden kaçabilir ama başkalarının mutluluğu için çalışıyorsan sana kendiliğinden gelir. Bunu biliyorum, çünkü ne zaman bir yazıyı bitirsem kendimi son derece mutlu hissediyorum. Biliyorum ki birçok kişi bu yazımdan yararlanıyor ve az da olsa hayatlarında iyi yönde bir gelişme, farkındalıklarında bir artma oluyor ve uzun vadede bunun yararını görüyorlar. Bundan gurur ve büyük mutluluk duyuyorum. Sen de bugünden başlayarak kendine başkalarına yardım etmek için yollar bul. Buna bağımlı olacaksın. Çünkü başkalarına yardım etmek gerçekten çok zevklidir. Bilmeni istediğim sır, hizmet ettiğin/yararlı olduğun zaman yararlanan kişi yardım ettiğin kişi değil, sensin. Bunu tuhaf bulabilirsin ama bu gerçektir ve bu durum:

 

-              Evrensel yasalardan neden-sonuç yasası tarafından kontrol edilir.

-              Başkalarının deneyimlemesine neden olduğun her şey katlanarak sana geri döner.

-              Başkalarının sevgi hissetmesine neden olduğunda hayatında daha fazla sevgi bulursun.

-              Başkalarının zenginleşmesine yardım ettiğinde daha fazlasını hayatında bulursun.

-              Başkalarının başarılı olmasına yardım ettiğinde başarılı olmayı garanti edersin.

Hayatında ne deneyimlemek istiyorsan önce başkalarının onu deneyimlemesine yardımcı ol. Bu, amaçlarına dolayısıyla mutluluğa ulaşmanın en kolay yoludur.

Ezoterik–tradisyonel bilgilerde “zihinlerimizin, bilinçsel yönümüzün aynı anda hem her yerde hem hiç bir yerde bulunmasının asıl nedeni bizim özde ruhsal varlıklar olmamızdan kaynaklanmaktadır” denir ve ruh varlığı, ruhsal etkisini düşünce enerjisinin aracılığıyla aktarır.

Tezahür ettirme, arzularını gerçekleştirme sırlarından birisi de “bakış açını değiştirdiğinde baktığın şeyler de değişecektir” düsturudur. Düşünce enerjisi, ruhsal bir enerjidir ve bizim şimdiki düşünme fiilimiz anlamına gelmez. Bu durum yanlış anlaşıldığı için düşünce gücüyle, daha doğrusu arınmamış günlük düşünceyle birçok şeyi yaratacağını sananlar büyük bir yanılgı içindedirler. Gerçek yaratıcılık, kuantum fiziğinde parçacıkların sıçrama yaptıkları boşluk noktası gibi, günlük düşüncelerin ve isteklerin tümünün silindiği bir tür meditatif noktada başlar. Yukarıda da değindiğim gibi, bu bilgileri gerçekten araştırmadan, çekim yasasını kişisel menfaatler uğruna düşük seviyeli amaçlar için kullanmaya kalkanlar; öncelikle kendilerine daha sonra da yakın çevrelerine karşı, bir türlü gerçekleşmeyen istekleri hararetle savunmaları ve “iste senin de olsun” felsefesine cahilce kapılmış olmaları yüzünden küçük düşmeye mahkûmdurlar. Binlerce yıldan beri bütün ezoterik ve dinsel eğitim sistemleri bizlere “düşüncelerinizden dahi sorumlusunuz” derken, düşüncenin negatif ya da pozitif yönde son derece önemli bir etki gücünden söz ediyorlardı. Bugün “kuantum düşünce tekniği” olarak adlandırılan bu felsefe görüldüğü gibi aslında yeni bir buluş değil, kadim bilgelik sırlarında zaten mevcut olan evrensel bir gerçektir. Ezoterik bilgi kayıtlarında üstü örtülü olarak aktarılan bilgiler bugün kuantum düşünce felsefesinde kısmen dalga-parçacık düalitesi olarak karşımıza çıkmakta ama ne yazık ki konuyla ilgili kişiler tarafından farklı yorumlanarak yine insanların yararlanmasından uzak tutulmaktadır. İşte şimdi sana kısaca hem ezoterik bilgilerin hem de kuantum düşünce tekniği felsefesi ışığında “bakış açını değiştirdiğinde baktığın şeyler de değişecektir” tümcesinin tezahür ettirmeyi neden ve nasıl etkilediğini açıklamaya çalışacağım.

Kuantum dünyası kesikli bir birliktelik dünyasıdır. Her nesne hem dalga hem de parçacık olduğundan bizim parçacık olarak tanımladığımız enerji paketleri sürekli dalgalardan oluşmuşlardır. Ancak kuantum sürekliliği bizim üç boyutlu klasik süreklilik tanımımıza uymaz. Kuantum dünyası hem sürekli hem süreksizdir. Yani, her sürekli hareket çok küçük süreksiz hareketin toplamından oluşur. Bu bakımdan temelde süreksizlik olmasına rağmen bir bütüncül birlik vardır.

Kuantum dünyasında kesin sınırlar yoktur. Yukardaki kesikli süreklilik tanımının sonucu olarak kesin sınırlar aradan kalkar. Bir noktada bulunan bir parçacık süreksiz olarak aniden farklı bir noktaya sıçrama yapabilir. Bu bakımdan kesin ayrımlardan söz edilemez. Her var olan etrafıyla birlikte bir bütünlük içinde varlığını sürdürür. Bağımsız bir parçacık kavramı sadece bir basit yaklaşım olarak anlamlıdır. Gerçekte salt bağımsızlık diye bir olgu yoktur.

Kuantum kuramında zaman yerine “an” kavramı vardır. Yani, sürekli zaman diye bir şey yoktur. Her olay bir an içinde oluşur ve bir diğer an farklı bir olaya dönüşür. “Gerçek” ancak o an için geçerlidir. Sürekli ve mutlak gerçekten söz edilemez. Her var olanın kendi öz zamanı ve kendi öz gerçeği vardır. Bir varlığın gerçeği kendine aittir. Evrensel gerçek yoktur. Tek gerçek bir enerji ağının var olduğudur. Ancak, bu enerji ağı sürekli değişim ve dönüşüm içindedir. Her an yeni bir yapıda yeni bir yoğunlukta titreşir ve dağılır. Enerji ağını kesin olarak tanımlamak dahi mümkün değildir. Çünkü tanımlamak için onu kesin sınırlar içine hapsetmek, sınırlandırmak ve sabitlemek gerekir. Oysaki bu ağ ne sabitlenebilir, ne sınırlandırılabilir, ne de tanımlanabilir.

Sıradan düşünce, düşük frekanslı düşüncedir. Korku vehim ve güvenlik ihtiyacından kaynaklanır. Senin kontrolünde olmayan, gelişigüzel, otomatik ve yararsız düşüncelerdir. Doğumundan başlayarak çevrenden aldığın mesajlardan oluşan sahte bir benliğin otomatik refleksleri biçiminde cereyan eder ve sen bu duruma seyirci gibi davranırsın. Sanki kafanın içinde kendi kontrolün dışında düşünen bir başkası var. Bu yüzden pasif durumdasındır. Ne istediğinden çok, ne istemediğine odaklanırsın. Sorumluluk yüklenmekten çok, hep bir başka şeyi suçlamaya yönelirsin. Oysa ezoterik/kuantum düşünce tekniğinde, yaşadığın olaylarla düşüncelerin arasındaki bire bir ilişkiyi fark eder; şu anda yaşadığın her şeyin geçmiş inanç ve kabullenişlerinin sonucu olduğunu bilirsin. Kişilere ve olaylara takılıp kalmaz, neden aramaz, şikâyet etmez, "keşke" demez, sadece geçmişi arındırıp geleceği yaratmakla ilgilenirsin. Bu tür düşünce, sakin bir uyanıklık durumundayken ürettiğin yaratıcı düşüncedir. Aslında düşünce enerjisinin, bilgi tanecikleri denen ruhsal elektronların aktarımına yardımcı olması da bazı yasa ve ilkelere bağlıdır. Evren ahengiyle uyum içinde olmayan eylem ve uygulamaların ve bunlardan doğan düşüncelerin sadece negatif düşünce formları yaratır. Asla varlığın bilgi tohumuna geliştirici katkıda bulunmaz ve aksine gezegenin ortak bilinç alanına zarar verirler. Karar alma aşamasında yanlış karar vermene bile neden olabilirler.

İçinde yaşadığımız maddesel dünyadaki her şey moleküllerden, moleküller atomlardan, atomlar da kuantum denen atomaltı parçacıklardan oluşmuştur. Kuantumlar parçacık-dalga düalitesi halinde bulunur. Bakış açına, bakma yerine, yöntemine ve tekniğine göre bu kuantumlar ya dalga halinde ya da parçacık halinde görünürler. Aslında her iki olasılıkta aynı anda mevcuttur, ama sen görmek istediğini görürsün. Diğer bir deyişle gördüğün şeyi sen yaratmışsındır. Arzularının tezahür ettirilmesi de bu şekilde olmakta. Gördüğün her şeyin gerçek olduğu konusuna koşullandırıldığın için dünyayayı alıştığın şekilde gözlemliyor ve bu şekilde yaşamaya devam ediyorsun. Bu nedenle de hayatında hep aynı şeylerin olmasını gözlemliyorsun. Senin gerçek sandığın aslında gerçek değil ama sen onu senin gerçeğin olması için seçiyorsun. Aslında gözlemlerinin her şeyin nedeni olduğunu fark ettiğin anda harfi harfine başka bir gerçek yaratırsın.

Şimdi, bu noktadan hareketle yaşamını yönlendirmek istiyorsan diyebilirim ki: “Sen sonlu bir birliktelik varlığısın ve kendini bağımsız ve ayrı sanman bir yanılgıdır. Beden yapının yanında ve eşdeğer olarak ruhsal bir yapın daha var ve bu yapın kuantum dalgasal yapısına benzer. Bu bakımdan kendini çevrenden soyutlayamazsın ve çevrenle görünmez bir bağ içindesin, bu bağ da enerji ağı sayesinde tüm evrenle etkileşmekte. Zaman içinde değil “an” içinde yaşamaktasın. Bu yönünü ihmal edip zaman içinde yani ya geçmişi ya da geleceği hayal ederek yaşama. Unutma, asıl olan “an”dır. Her insan gibi senin de kendi gerçeğin var ve evrensel değil bireysel olan ama sürekli evrenle etkileşim içinde olan bu gerçek paylaşılamaz.”

Yorum Yaz